Kitap hakkında
İnsan, kalabalıklar ve gürültüler arasında kendi ruhunu nerede kaybeder, nerede yeniden bulur? Bazı mektuplar bir başkasına ulaşmak için yazılır, bazılarıysa insanın yıllar sonra kendi özüne dönebilmesi için… Unutulmuş zarfların, sahaf defterlerinin ve Haliç kıyısındaki sessizliğin ortasında filizlenen bu hikâye, bir mağlubiyet ağıtı değil, bütün kırılmalarına rağmen iyi kalmaya direnen bir vicdanın öyküsüdür. Gökyüzünü mülk edinmeden uçmak, konduğu yerde kimseyi incitmeden bir iz bırakıp gitmek… Belki de insanın öğrenmesi gereken en zor şey budur. Bazı karşılaşmalar insanın hayatına bir başkasını değil, kendi içinde unuttuğu hakikati getirir. Aynalıkavak Kasrı’nın aynalarında çoğalan hatıralar ve her sabah aynı pencereye konan demir kanatlı bir güvercin… Bütün bu sessiz tanıklıkların arasında insan, bazı karşılaşmaların hayatına bir başkasını değil, kendi içinde unuttuğu hakikati getirdiğini fark eder. Ve tek bir soru yankılanır: İnsan, kendisini gerçekten ne zaman tanımaya başlar? Demir Kanatlı Güvercin, zamanın içinde kendini unutan insanın kendi hakikatine doğru çıktığı sessiz bir yolculuğun romanı. Çünkü bazen insanın en uzun yolculuğu, hiçbir yere gitmeden tamamlanır. Yeter ki kendi ruhunun sesini duyabilmek için durmayı başarabilsin.