Kitap hakkında
Azbî Mustafa Çavuş’a ait bu şerh Niyâzî-i Mısrî'nin “Ezelden nârına aşkın yana geldim nihân içre” mısraıyla başlayan devriyyesiyle ilgilidir. Azbî Baba’nın “mest bir kalemle” ifşa ettiği bilgiler kolay yutulacak cinsten yorumlar değildir. Tâbiri câizse bir demir leblebidir. Kütahyalı Azbî Baba bulut olup göğe ağan, yağmur olup yere yağan, buğday olup değirmende öğütülen, deryada balık olan, dağlarda tilki, arslan yahut ayı postuna bürünen, âhirin insana mirâç edip gayesine ulaşınca aslına yani Hakk'a hamd eden bir rûhun ilk elden tanığıdır. Halk-ı âlem işbu sırdan haberdâr değildir. “Kadı sarhoş, müftü sarhoş, sûfî sarhoş”tur. Keza havrada yahut manastırda pinekleyip de kurallar içinde boğulup kalan zevâtın zaten bu tarakta bezi yoktur. Bu sırra vâkıf olanlar “Ezelden aşkın nârına yanıp, nice dem yaşlar döken Elest yolcuları”dır. Ey nefsini bilmek isteyen irfân tâlibi! Bu risâlede klasik şerh geleneğinin temkinli, mesafeli üslûbundan uzak; çıplak, yalın ve çoğu zaman sarsıcı bir dille karşılaşacağını bilmelisin. Zira Halvetî ve dahi Bektaşî mektebinde yetişen bir kalender meşrebin üslûbudur bu! Azbî Baba bu şerhinde üstâdı Niyâzî-i Mısrî’nin nutkunda dile getirdiği devir gerçeğini kendi sülûkunda, yani enfüsî seyrinde yaşadığı sırlı tecrübelerle anlatır. Bu açıdan elinizdeki şerh, bir akıl ürünü değil, bir vecd, bir manevî tecrübe ürünüdür. * H Yayınları olarak biz, bu risâleyi Denizlili Mehmed Emin Efendi’nin “İnsan” kitabıyla, Şehbenderzâde’nin “A‘mâk-ı Hayâl”iyle birlikte okumanızı tavsiye ederiz. Bu üç eser devre-i arşiyyeden, nereden gelip nereye gittiğinden haberdâr olmak isteyenler için önemlidir. Mustafa Tatcı’nın günümüz Türkçesiyle hazırladığı “Ezelden Nârına Aşkın” unutulmaya yüz tutmuş bir hazineyi, ilk kez bu kadar anlaşılır bir dille bugünün okuruna sunuyor.