Kitap hakkında
Selahattin yaz tatilini okuyarak geçirmişti. Yeni eğitim öğretim yılına planlı ve hazırlıklı girmişti. Bu yıl sınıf mevcudu altmışın üzerindeydi. Öğrencilerin çoğunun aileleri okur-yazar değildi. Ekonomik durumları ise normalin altındaydı. Selahattin, ilkokulda öğrencilik yaptığı sınıfa bu yıl öğretmen olarak girmişti. Sınıfa adım attığında, çocukluğunda oturduğu sıraya doğru yürüdü. Okuma yazma bilmediği günler bir anda gözünün önüne geldi. Kendini, arka sıralara itilmiş, kimsesiz, başarısız ve tembel diye damgalanmış bir öğrenci gibi hissetti. Bir süre öğrencilik yıllarındaki o kara günlerin girdabına kapıldı. Ardından silkindi ve şimdi bu sınıfta öğretmen olduğunu hatırladı. Öğretmen masasına geçti. Sınıfın duvarlarına, tavanına, pencerelerine baktı. Kendi içinde konuşmaya başladı. “Bu sınıfta çok acılar çektim ama öğrencilerim benim çektiklerimi çekmeyecek. Sevgili çocuklar, kırılgan, körpe, ürkek güvercin yüreklerinizi hiçbir zaman incitmeyeceğim. Yağmur damlasının çiçeği incitmediği gibi sizi de incitmeyeceğim. Çocukluğumda kırılmış, incitilmiş, korkutulmuş ve özgüveni yerle bir edilmiş yüreğimin acısını siz yaşamayacaksınız.”