Kitap hakkında
Aşkın esarete benzediğini öğrenen Mühendis Bey, delirip dağlara düşmekten son anda kurtulmuş; aklını kullanıp hem nesneyi hem nesnede saklı duran sırrı keşfetmişti. Artık durulmalı ve ardından karların altında ceset gibi uyuyan, toprağın karnında ölü gibi bekleyen tohumu düşünmeli, çatlayıp filize dönüştüğüne şahit olmalıydı. Taşı yontup koynundaki kraliçeyi çıkaran heykeltıraş gibi zulmün içinden huzuru çıkarmalıydı. Karanlığı delen ışık gibi kâinata gülmeli, gülümsemeliydi. Yoksa küsmek, terk etmek... Hiç de mantıklı değildi. Acaba nefsi bunu kabullenmeye hazır mıydı? Gayret ederse sırrı çözmeyi başarabilir miydi?..