Kitap hakkında
"İçeride ne görürseniz görün, adını koymayın." Taşeli'nin kireç beyazı platosunda bir mağara ağzı var. Kışın ortasında bile ılık bir hava üfler. Bir nefes misali aralıklı ve sabırlı. MÖ 1200'de Marassa halkı o ağızdan içeri girer ve bir daha çıkmaz. Yüzyıllar sonra bir Roma mühendisi, kente adını kazıdığı mermerin harflerin tam altından çatladığını görür. Bir su yolunda deneyimli bir ölçümcü, kendi adımlarına karışan fazladan ayak seslerini sayar ve sayılar bir türlü tutmaz. Bir manastırda bütün keşişler her sabah, aynı anda, hiç uyumamış gibi uyanır. Karda duran bir derviş avucunu yere bastırır ve zemine bir şey sorar. Bir bey fermanını yazdırırken mürekkep lekesi, kâğıdın liflerinde dışarıya değil, içeriye doğru yürür. Bir kadı haneleri tek tek sayar ve her sayımda başka bir rakam çıkar. Bir çarşı yanar. Ahşabı gider, taşı kalır. Ve küller soğumadan taşa dokunan el hemen geri çekilir. Hepsinin arşiv kaydında aynı kelime yazılıdır: Belirlenemedi. Maraspoli, üç bin yılı tek bir mekânın etrafında ören bir Anadolu gotiği romanı. Hitit'ten Roma'ya, Bizans'tan Karamanoğulları'na, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e... imparatorluklar gelir, isimler değişir, diller birbirinin yerine geçer. Değişmeyen tek şey ise taşın altındaki sestir. 1955'te bir bilim heyeti nihayet yeraltı nehrinin kıyısına iner. Saha defterinin o sayfaları bugün bomboştur. Sonra baraj kurulur. Sular yükselir. Ve ses, çok daha geniş bir yerde soluk almaya başlar. Mühendisin gözü, folklorun karanlığı.