Kitap hakkında
Önerdiğimiz bu yaşam modeli, aslında ne yeni bir icat ne de uzak bir ütopyadır. Tam aksine, ta ki bir-iki nesil öncesine kadar bu topraklarda yaşayan insanların asırlardır sürdürdüğü, doğayla, toprakla ve birbirleriyle uyum içinde yaşamanın kadim bir yöntemidir. Dedelerimizin, ninelerimizin soluduğu hava, içtiği su, ektiği tohum ve inşa ettiği evler, bugün özlemini duyduğumuz pek çok değeri zaten barındırıyordu. Onlar, apartmanların beton yığınları arasında değil, toprağa temas eden, bahçeli, avlulu, komşusuyla selamlaşılabilen müstakil evlerde yaşıyordu. Onlar, hazır gıdalara değil, kendi yetiştirdikleri sebzelere, kendi yoğurtlarına, kendi ekmeklerine güveniyordu. Onlar, büyük şehirlerin sunduğu yalnızlığı değil, mahalle dayanışmasını, komşuyu, akrabalık bağlarını biliyordu. Yani biz, aslında yeni bir şey önermiyoruz. Sadece, son birkaç nesilde hızla kaybettiğimiz, unuttuğumuz ve terk ettiğimiz o geleneği, günümüzün şartlarına, teknolojisine ve ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden hatırlamayı ve uyarlamayı teklif ediyoruz. Önerdiğimiz model, aslında dedemizin evinin, ninemizin bahçesinin, o mahalle kültürünün, o komşuluk ilişkisinin, o üretim bilincinin modern bir yorumudur. Amacımız, geçmişi idealleştirerek ona dönmek değil; onun özündeki o sağlam değerleri, o sürdürülebilir yaşam biçimini, o insanı merkeze alan anlayışı, çağın getirdiği imkanlarla harmanlayarak yeniden canlandırmaktır. Kısacası, biz bir “icat” değil, bir “ihya” peşindeyiz. Kaybettiğimiz birikimi yeniden keşfetmenin, unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlamanın, terk ettiğimiz yaşamı yeniden kurmanın mücadelesini veriyoruz.