Kitap hakkında
Babam öldüğünde on iki yaşındaydım. Sabahın henüz ağarmaya başladığı bir saatti. Uyku ile uyanıklık arasında, o tuhaf ara bölgede yüzüyordum. Annemin sesi odama kadar ulaştı — yüksek değildi, tam tersine alışılmadık bir sessizlik taşıyordu içinde. İnsan bazı seslerin tonundan her şeyi anlar. Ben de anladım. Yavaşça yataktan kalktım. Koridorda durdum. Annemin yüzüne baktım. O yüz, bana dünyamın artık başka türlü olduğunu söylüyordu. Kelimelere ihtiyaç yoktu. Bir annenin, oğluna dünyanın değiştiğini haber vermek zorunda kaldığı andaki yüzü — o ifadeyi bir kez gören insan, bir daha unutamaz. Ve ben o an susmayı seçmedim. Sesim benden ayrıldı. Kendi iradesiyle değil — sanki büyük bir el, içimden bir şeyi çekip aldı. Ağzımı açtım ama kelimeler çıkmadı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Bir boşluk yerleşti içime — o sabahtan beri hep orada olan, bazen küçülen, hiçbir zaman tamamen gitmeyen bir boşluk. O boşluğun adını yıllar sonra öğrendim: Susturulmuş ses...