Kitap hakkında
Nurhan Ceylan, Yaşama Aykırı ile esasında yaşanası olgu ve sahnelerin peşine düşmüş bu kitapta yer alan yazılarında. Yaşama aykırı sayıklamalar üç bölüme başlık olurken dördüncü bölüm “öykümsü” metinlere ayrılmış. Daha ilk denemeden itibaren Sayıklamalar bölümünde yer alan “Aksiyim Aksi” gibi birçok metnin pekâlâ öykü olarak da kaleme alınabileceğini fark ediyorsunuz. Kendine yönelik sürekli bir didikleme, dünyaya karşı sürekli bir teyakkuz hâli… Neşeli, şen şakrak, yine de ince düşünceli olunabilir. Ceylan’ın denemeleri, “Her şeye rağmen hâlâ okumak mümkün mü ki yazabilelim?” sorusuna yönelik bir cevap arayışına da karşılık geliyor. Yazar belki uzun zaman kaçınmış masa başına geçmekten veya yazdıklarını çekmecelerde saklamış ama susturmamış zihninin seslerini. Yaşama Aykırı boyunca sürüp giden sorgulamalar ise, hemen fark ediyorsunuz, hayatın çok farklı katmanlarına dikkat kesilmemenin eleştirisidir gerçekte. “Hem tutuk hem sel gibi” bir hâl içinde, kalbimiz taş kesilmesin diye bir çırpınış; “Birlikte yaşamak” için, “Aşk” için.… Bir Gün Bitecek başlıklı denemede öne çıkan bu kaygı bir Cezanne cümlesini aklıma getiriyor: “Dünyanın yaşamından bir an geçer.” Hayatı dosdoğru kavrayabilmenin binlerce anından hangisidir elimizin altından kayan… Gerçekten hayatın kıymetini bilmek nedir, durduğumuz yer gerçekten olmamız gerektiği yer midir; Nurhan Ceylan bunları birlikte düşünelim istiyorsa da, en başında ve daha sonra da “Fark Ne?” başlıklı yazıda belirtiyor konumunu: “Siz gidin, ben bu yükle hep gitmekteyim.“ Cihan Aktaş