Kitap hakkında
1980’lerin ortası… 12 Eylül’ün korkusu henüz dinmemiş, sınırlar toprakların ve denizin yanı sıra insanların yüreklerine de çizilmiştir. Hopa’nın Sarp Köyü’nde on altı yaşındaki Yeter; ikiye bölünmüş bir köyün, parçalanmış bir ailenin ve kendisinden önceki kuşağın yarım kalmış düşlerinin arasında büyür. Köy dedikoduları, erkek egemenliğinin içinde kendi sesini arayan kadınlar, ikiyüzlü muhtarlar, sisteme güvenmekle güvenmemek arasında sıkışıp kalan insanlar… Yeter de kendisi için çizilen sınırları aşmanın yollarını arar. Dikenli tellerin ardında, aynı dili konuştuğu bir genç çıkar karşısına. Aynı yağmurun çocuklarıdır onlar. Yeter, aradığı dünyanın sınırın öte yanında olduğuna ve onunla birlikte bu sınırları aşabileceğine inanır. Ta ki yanı başında ve uzaklarda yaşanan felaketler, yıllardır tutunduğu hayalleri sarsana kadar… Sevdiği insanların izini sürerken, kurtarıcı olarak gördüğü düzenin insan hayatını nasıl kolayca harcadığına tanık olur. Hırçın Karadeniz’in kıyısında, sınırın ve sessizliğin içinde geçen bu hikâye; bir genç kızın yalnızca büyümesini değil, bir kuşağın ve bir toplumun başkasının acısını kendi acısı bilme duygusunu nasıl yitirdiğini anlatıyor.